Yine Hazırlıksızdık ve Yine Deprem Bizi Vurdu
0Evet, yine hazırlıklı değildik ve deprem yine bizi vurdu. Daha önce de 17 Ağustos 1999 Gölcük depreminde, 12 Kasım 1999 Düzce depreminde aynı acıları tekrar tekrar yaşadık. Peki ders aldık mı? Pek sanmıyorum.
Bu yüzden artık yeter demenin zamanı sizce de gelmedi mi? Sadece bu acıyı yaşadıktan sonra depremi düşünmeyi bırakmalıyız artık. Her an bu gerçeğin olabileceğini düşünerek hareket etmeliyiz. Tabi her şey yaşandıktan sonra bu kelimeler anlamsız geliyor insana. Ama belki de bilinçlenmenin, bilinçlendirmenin tam zamanı. Aşağıda depremden önce ve sonra yapılması gereken hususları defalarca paylaşılmış olmasına rağmen tekrar paylaşıyorum ve paylaşmaya devam edeceğim. Bu amaç ile bilinçlendirebildiğimiz her kişi acımızı birazcık daha hafifletecektir sanıyorum.
Ayrıca kendi bölgem olduğu için Şişli/İstanbul’daki yardımseverlere, Van’daki depremzedelere nasıl yardım gönderebileceklerini paylaşmak istiyorum. Şişli Belediyesi dün geceden beri yardım topluyor. Esentepe’de bulunan Şişli Belediyesi Başkanlık binası, Mavi Masa ekibine teslim edebilirsiniz. Ayrıca arkadaşım Canberk Noyan Harmancı Harbiye’deki evini bir yardım üssü gibi kullanmakta. Ona ise 0506 520 81 76′nolu cep telefonundan ulaşabilirsiniz.
Son olarak aşağıdaki deprem ile ilgili önemli hususların üzerine düşünmenizi ve bunları bir şekilde ulaştırabildiğiniz herkese ulaştırmanızı rica ediyorum.
Son dönemde terör ve deprem nedeniyle kaybettiklerimizi saygıyla anıyorum ve yaşanan acıların bir daha yaşanmaması dileklerimi sunuyorum…
Deprem Öncesi Alınacak Önlemler
1) Yerleşim bölgelerini titizlikle belirlemeliyiz. Kaygan ve ovalık bölgeleri iskana açmamalıyız. Evimizi gevşek toprağa sahip meyilli yerlere yapmamalıyız.
2) Yapıları deprem etkilerine karşı dayanıklı yapmalıyız. (Yapı Tekniğine ve İnşaat Yönetmeliğine uygun, sağlam olarak)
3) İmar planında konuta ayrılmış yerler dışındaki yerlere ev ve bina yapılmamalıdır.
4) Dik yarıkların yakınına, dik boğaz ve vadilerin içine bina yapılmamalıdır.
5) Çok kar yağan ve çığ gelen yamaçlarda bina yapılmamalıdır.
6) Mevcut binaların dayanıklılıklarını arttırmalıyız.
7) Sigorta sistemine dahil olmalıyız.
8)Ev satın alırken yukarıda belirtilen konuları göz önünde bulundurmalıyız.
9) Bu önlemlerin yanı sıra, günlük kullandığımız eşyalarımızın ev içerisine yerleştirilmesinde aşağıda sayılan önlemleri almalıyız:
- Dolap üzerine konulan eşya ve büro malzemelerin kayarak düşmesini önlemek için plastik tutucu malzeme kullanmalıyız.
- Soba ve diğer ısıtıcıları sağlam malzemelerle duvara veya yere tespit etmeliyiz. – Dolaplar ve devrilebilecek benzeri eşyaları birbirine ve duvara tespit etmeliyiz.
- Duvar bölmeleri ve panoları zikzak düzende yerleştirip, yere tespit etmeliyiz.
- Tavan ve duvara asılan avize, klima vb. cihazları bulundukları yere ağırlıklarını taşıyacak şekilde tespit etmeliyiz.
- Zehirli, patlayıcı, yanıcı maddeleri düşmeyecek bir konumda sabitlemeli ve kırılmayacak bir şekilde depolamalıyız. Bu maddelerin üzerlerine fosforlu, belirleyici etiketler koymalıyız.
- Gaz kaçağı ve yangına karşı, gaz vanası ve elektrik sigortalarını otomatik hale getirmeliyiz.
- Binadan acilen kaçmak için kullanılacak yollardaki tehlikeleri ortadan kaldırmalı, bu yolları işaretlemeli, buralara gereksiz eşya ve malzeme koymamalıyız.
- Bir deprem planı hazırlayıp, bu plana göre nasıl davranmamız gerektiğinin tatbikatını zaman zaman yapmalıyız.
- Bina yönetimince önceden belirlenen, mesken veya işyerinin özelliği ve büyüklüğüne göre uygun yangın söndürme cihazını mutlaka bulundurmalı ve periyodik bakımlarını da yaptırmalıyız. – Asansörlerin kapı yanlarına “Deprem Sırasında Kullanılmaz” levhası asmalıyız.
- Gerekli İlk yardım malzemesi, yedek pil ve pilli radyo, el feneri, temizlik malzemeleri, sinyal düdüğü, mum, kibrit, kuru gıda ve bisküvi gibi malzemeleri bir çanta içerisinde her an hazır bir şekilde bulundurmalıyız.
- Aile bireyleri ile topluca deprem sırasında nasıl korunacağımız hususunda sohbet ve alıştırmalar yapmalıyız.
- Aile bireylerimiz ile iletişimi nasıl sağlayacağımızı ve eve ulaşamayacağımız durumlar için alternatif buluşma yerlerini planlamalıyız.
- Depremin gece meydana gelebileceğini düşünerek, yatağımızı pencerenin önünden ve eşyaların dökülebileceği yerlerden uzak yerleştirmeliyiz.
Depremden Sonra Alınacak Önlemler
1- Kesinlikle panik yapmamalıyız.
2- Sarsıntı kesilince önceden hazırladığımız afet çantası ile acil ihtiyaç duyulacak diğer malzemeleri (giysi, battaniye, su ve gıda gibi) yanımıza alarak derhal bulunduğumuz yeri önceden belirlediğimiz yollardan terk etmeli ve toplanma yerine gitmeliyiz.
3- Yıkılan binalarda yardıma ihtiyacı olanlara kurtarma, İlk yardım ve enkaz kaldırma çalışmalarında yardımcı olmalıyız.
4- İkinci sarsıntı ihtimaline karşı tedbirli olmalıyız.
5- Telefon hatlarını meşgul etmemeliyiz.
6- Yollarda hasta ve yaralı nakli yapılacağı için trafiği engellememeliyiz.
7- Deprem hakkında söylenti ve dedikodulara inanmamalıyız.
8- Aile içinde birbirimizle dayanışma halinde olmalıyız. Özellikle çocukları olayın etkisinden uzaklaştırmalıyız.
9- Kurtarma ve sosyal yardımlar sırasında panik ve kargaşaya yol açmadan ilgili ve görevlilere yardımcı olmalıyız.
10- Bina zarar görmüş ise içeri girmek için en az bir saat beklemeliyiz. İlgililerin duyurusu doğrultusunda hareket etmeliyiz.
11- Deniz kenarı yerleşimlerinde, dev dalgaların oluşması olasılığına karşı deniz kenarından uzaklaşmalıyız.
12- Toplu iskan bölgelerindeki kurallara ve yöneticilerin talimatına mutlaka uymalı, kargaşa, dedikodu ve huzursuzluğa izin vermemeliyiz.
13- Özellikle iskan bölgelerinde halkın sağlığı için temizlik kurallarına uymalı ve uymayanları uyarmalıyız.
14- Başkalarının da ihtiyacı olabileceğini düşünerek ihtiyacımızdan fazla yardım malzemesi talebinde bulunmamalıyız.
(Kaynak: http://ahmetpatat.blogcu.com/)
AÇEV ve Swissotel İşbirliği ile “Geleceğe 20 Açı”
0Biliyorum uzun süredir yazamıyorum. Ama yoğun bir dönemden geçiyorum, beni affedin. Normal şartlarda bu yazıyı yazmaya vakit ayıramazdım sanırım, fakat böylesine sosyal amaçlar içeren bir projeye tanık olup yazamasaydım kesinlikle vicdan azabı çekerdim. O zaman hemen konuya geçelim.
Herkesin bildiği gibi AÇEV, 1993 yıllardan bu yana ailelerin ve okul öncesi çocuk eğitiminin önemini vurgulayan ve bu amaç için çeşitli eğitim projeleri gerçekleştirerek bu konudaki yetkinliğini gösteren bir sivil toplum örgütüdür. Geçtiğimiz günlerde çalışmalarına başlanan ve Swissotel The Bosphorus, İstanbul ile işbirliği içinde gerçekleşen bir projeye daha imza atmaya hazırlanıyor. 20 ünlü Türk resim ve heykel sanatçısının işbirliği ile gerçekleşen projede, yukarıda da bir örneğini görebileceğiniz “Açı” formundaki eserler Haziran 2011 ayından bu yana İstanbul’un çeşitli yerlerinde sergilenmektedir.
“Geleceğe 20 Açı” projesi, Şişli Belediyesi’nin de desteğini almıştır. Proje kapsamında hazırlanan sanat eserleri, 22 Ekim akşamı Antik AŞ. tarafından açık arttırma ile sahiplerini bulacak. Buradan elde edilen gelir ise AÇEV’in okul öncesi eğitim için gerçekleştirdiği faaliyetler için kullanılacak.
Son olarak Swissotel The Bosphorus, bu projenin daha geniş kitlelere yayılması amacıyla bir Facebok uygulaması gerçekleştirmiştir. 12 Ekim 2011 günü başlayan ve 10 gün sürecek olan uygulamada, kullanıcılara her gün iki adet soru soruluyor. Sorular oldukça basit, bir çoğunun cevabı Facebook sayfasında yer almakta. Sizde isterseniz aşağıdaki linklerden gerekli bilgilere ulaşabilir ve AÇEV’e destek amaçlı projeyi çevrenize duyurabilirsiniz.
Swissotel The Bosphorus Facebook Page
Swissotel The Bosphorus Facebook Application
Aşağıda eserleri ve sanatçıları anlatan kısa bir video paylaştım. Buradan da yararlanabilirsiniz.
Facebook Yarışa Hızla Devam Ediyor…
0Bir arkadaşım “Facebook bu aralar çok mu çalışıyor?” diye sordu. Bende “tabii ki” dedim, ”Facebook her zaman çok çalışıyor.”
Arkadaşımın bunu sormasının nedeni Facebook’daki yeni paylaşım özelliklerini farketmesiydi. Tabii ben de farketmiş ve incelemiştim.
Öncelikle bu yeniliğin 3 adımdan oluştuğunu belirtmeliyim. İlk adım kiminle/kimlerle olduğunu paylaşımlarda eklemeye dayalı bir özellik. Aslında pek de yabancı olduğumuz bir durum sayılmaz. Daha önce de başına “@” koyarak bu işlemi yapabiliyorduk. Ama bu özellik ile daha da kolaylaştığı söylenebilir.
İkinci adıma gelirsek; bunun da son zamanların modası, “lokasyon belirtme” olduğunu söyleyebiliriz. Foursquare gibi ağlar ile belirlenen lokasyon, 0.facebook.com ile daha önce girilebiliyordu. Fakat bundan sonra direk paylaşımlarda çok rahat lokasyon belirtilebilecek. Bu durumda önceden başına “@” koyarak belirtilenlerdendi.
Ve son adım da paylaşım görünürlülüğü ile alakallı. Paylaşmayı çok sevdiğimiz sosyal ağlarda bazen kimlerin göreceği konusunda kontrolu sağlamak mümkün olmuyor. Bu özellik ile paylaşım anında ve sonrasında kimlerin görebileceğini tayin etmek mümkün. Fakat bu çok da orjinal bir uygulama sayılmaz. Yakın zamanda ortaya çıkan Google’nin sosyal ağı “Google Plus”, paylaşım gizliliği konusunda benzer bir uygulamayı ilk andan itibaren kullanıma açmıştı.
İki uygulamanın farkı ise paylaşım sonrasında ortaya çıkıyor. Google Plus’da paylaşım sonrası belirlenen çevreyi değiştirmek mümkün değilken, Facebook’da paylaşım sonrası da müdahale ederek görünürlülük ayarlarını değiştirmek mümkün. Yani Facebook fikri alıp geliştirmiş gibi gözüküyor.
Sonuç olarak yaşadığımız çağdaki hızlı değişim ve gelişim hızından hiçbir şey kaybetmemiş gibi görünüyor. Ve bu da, biz kullanıcılar için kullanım kolaylıkları ve iletişim zenginliklerini beraberinde getiriyor. Ne diyelim; rekabetiniz sonsuza kadar sürsün
Fotografium.com’dan 3 Kişiye fotoğraf makinesi!
0Fotografium.com hediye dağıtmaya devam ediyor!!
Katılım şartları son derece basit olan yarışma ile sadece 1 yorum yaparak bile kazanabilirsiniz. Yarışmayı sosyal medyada duyurun ve ilave çekiliş hakkı ile kazanma şansınızı arttırın.
İşte O Hediyeler…
Sevgi feat. Nefret
4
Neden bir şeyleri sevdiğimizi yada neden nefret ettiğimizi kaç defa sorduk acaba kendimize? Ben bu aralar sormaya başladım. Ve ne kadar doğrudur bilemiyorum ama kendimce bir çıkarıma vardım.
Aslında sevgi ve nefret birbirlerine o kadar denk o kadar yakın ki, bazen birbirlerinden ayırmak bile mümkün değil. (Böyle söyleyince çok klasik bir laf oldu gibi.) Bu çıkarıma nereden vardığıma gelirsek; öncelikle bazı şeylerin çok sevilirken aynı anda bunlardan nefret de edildiğini fark ettim. Örnek olarak ben dondurmayı çok severim, yediğimde çok mutlu olurum fakat yemediğim zaman ona kızarım aslında kendime kızıyormuş gibi hissederim, ama kızdığım asıl şey dondurmadır. Ona, “neden karşımdasın neden midem de değilsin” diye sitem ederim aslında. Bu durum ona olan sevgimi etkilemez ben onu sevmeye devam ederim. Fakat yemediğim zamanlarda ona kızarım. Belki sizde kızarsınız. Belkide doğru olan kızmaktır.
Peki bunu hayatın diğer alanlarında da uygulayabilir miyiz? insan ilişkilerini ele alalım; çok sevdiğiniz bir arkadaşınızı neden seversiniz? Bir sebebi yoktur dimi? Aslında birçok sebebi vardır ama hepsi özneldir ve kimseyi ilgilendirmez hatta arkadaşınızı bile. Bunlar zaten genel geçer şeyler. Asıl olarak benim dikkatimi çeken nokta işin içinde bulunan kızgınlık, bazen kıskançlık, belkide nefrettir, adını siz koyun, ben genel olarak nefret diyeceğim. Nefret ne kadar olumsuz bir algı yaratsa da, aslında sevgiyi dengeleyen ve hatta onun olmazsa olmazıdır. Bir düşünün nefret olmasa sevgi nasıl olurdu? Hiç bir şeye kızmadan, hiç bir şeyden nefret etmeden nasıl sevebilirdik ki? Bu birazda kötü olmadan iyinin değeri bilinmez gibi bir durum oldu.
Bir de sevgilinizi, eşinizi düşünün, hiç biri yoksa da hayal edin. Onu çok seversiniz, her an yanında olmak istersiniz, ama her zaman olamazsınız, olsanız da muhtemelen sıkılırsınız. Peki onun yanında değilken ona kızmaz mısınız? Belki itiraf edemeyiz ama kızarız, en azından ben kızarım. Bunun tek sebebi onu çok sevmem ve yanında olmak istememdir.
Bazılarınızın (tabi okuyan olursa) “sende hiç mi sıkıntı yok abi, insan kendine de kızar” dediğini sanıyorum. Bu konuda da şöyle düşünüyorum; ne kadar hata yapsak da, ne kadar kendimize kızdığımızı düşünüp acı çektirsek de aslında hep suçu başkalarına atarız. Kendimizi hatalı görsek bile bunun nelerden kaynaklandığını düşünüp “o küfür etmeseydi bende ona vurmazdım” gibi savunmalara gireriz. Her şeyin bir nedeni vardır. Ama bunun bir savunma olması ne kadar doğrudur? Ya da kime göre doğrudur? Bu da tamamen öznel değil midir? Yani anlayacağınız hayatımızdaki bir çok yargı özneldir. O yüzden hep bizim tarafımızı tutarlar.
Sevgi ve nefrete geri dönersek; bu kavramlar bana Pavoretti & James Brown‘ın efsane düeti It’s Man’s World‘ü hatırlatıyor. Biri siyah biri beyaz, biri opera diğeri soul-funk, biri şişman diğeri zayıf tüm bunlara rağmen birlikte müthiş bir uyum sağlayabiliyorlar. Bence sevgi ve nefret hayatlarımız boyunca sürekli aklımızda ve kalbimizde çalan müthiş bir şarkının iki vokalidir. Bazen şarkılarını ayrı ayrı, bazen bir düet ile, bazen ise birbirlerini baltalar şekilde söyleyebiliyorlar. Biz ise bu uyum veya uyumsuzluk içinde savrulup gitmekteyiz.
Son olarak efsane düeti sizlerle paylaşmak isterim…
Google+ Oyunları Başladı
0
Gelişmelerini İlgiyle takip ettiğim yeni sosyal ağ Google+, geçtiğimiz hafta menüde yeni bir tab ile karşımıza çıktı. Bu tab, tabiki herkesin merakla beklediği “Oyunlar” ile alakalı.
Şimdilik beta sürümü olduğu için oyunlar sınırlı sayıda. Buna rağmen 16 oyun bulunmakta. Bende oyunları bulmuşken biraz takılayım dedim. Son zamanların hitlerinden Angry Birds oyununu biraz oynadım. Oyunu oynama fırsatınız olursa derecelerimden dolayı karşınıza çıkmam muhtemeldir
Kısa bir süre önce hayatımıza giren ve büyük ilgi gören Facebook’un rakibi Google+, çok hızlı bir başlangıç yaptı. Tabi bunda Google markasının gücü ve yan ürünlerinin büyük etkisi yadsınamaz bir gerçek. Henüz iki ayını doldurmamış olmasına rağmen çeşitli araştırmalara göre 20 milyon civarında kullanıcıya sahip.
Bakalım Google+’nın yükselişinde bu oyunlar nasıl bir etkisi olacak. Bekleyip göreceğiz…
Harry Potter’da Bitti Hadi Hayırlısı…
0Evet, en sonunda Harry Potter serisinin de sonuna geldik. Bende biraz gecikmeli de olsa dün serinin son filmi Harry Potter ve Ölüm Yadigarları Part 2′yi izleme fırsatı buldum.
Öncelikle benim Harry Potter geçmişime bakarsak; önceleri çocuk filmi olarak gördüğüm için hiç izlemek istemedim (kendimi ne kadar büyük gördüysem). Daha sonra yakın zamanlarda ilk film elime geçti ve sonrasında son film dışındakileri arka arkaya izledim. Hiç bir kitabını da okumadım(ama bu hiç bir zaman okumayacağımı göstermez). Kısacası birden bağlandım. Ama bu bağlanma ölüyorum bitiyorum gibi bir şey değil tabi, Fan sayılmam ama hepsini zevkle izledim.
Neyse, konuya dönecek olursam; bu serinin ciddi sıkıntıları vardı. Yönetmenin değişmesi, filmlerin ticari kaygı nedeniyle kitapların dışına çıkması gibi. Ama genede bu durumun çok da fazla sırıtmadığını düşünüyorum. Sebebi ise, bir çocuğun, çocukluktan itibaren ergenlik dönemi ve ergenliğin sonuna kadar uzayan bu hikayede birazcık doğallık sezmemden kaynaklıdır.
Herkes bilir “7′sinde neyse 70′inde de odur” gibi bir laf olsa da kimse çocukken, ergenken ve 20′li yaşlardayken aynı şeylerden hoşlandığını ve aynı şeyleri yaptığını iddia edemez (en azından ben ve gördüklerim). İşte burada da böyle bir durum sezdim. Ne kadar doğru olduğu tabi ki tartışılır ama (takipçim olsa da tartışsak:)) Harry her filmde biraz daha büyüdü ve farklı tatlar, farklı heyecanlar yaşamaya başladı. Bende her filmden ayrı tatlar, ayrı heyecanlar aldım. Şu veya bu daha iyiydi demem zor ama genel olarak tüm filmleri severek izlediğimi söyleyebilirim. Sadece Ölüm Yadigarları 2′nin sonu beni benden aldı. Onu beğenmedim. Ama kitapta ki duruma bağladıkları için yadırgamıyorum.
Son olarak Matthew Lewis(Neville Longbottom)’e değinmeden edemeyeceğim. Bu nasıl bir gelişmedir? Kesinlikle ne kadar Harry ve diğerlerinin çok büyüdüğünü düşünsekte Neville, fiziksel olarak ciddi bir değişim göstermiş. Bu yeni fiziksel görünümüyle bir çok Hollywood yıldızını andırdığını söylemek mümkün. Sanıyorum ki kısa bir süre sonra Hollywood filmlerinde Jön olarak karşımıza çıkacaktır.
Kısacık Yaşamına Sığdırdığı Herşey İçin, Amy İçin…
0
İlk duyduğumda gerçekten inanamadım. Yine İstanbul’daki konserin iptali ile ilgili saçmalamaların devam ettiğini sandım. Fakat kısa bir araştırma gerçeği birden yüzüme vurdu. “Nasıl olabilir? Bu kadar da olmaz” dedim. Ama doğruydu, Amy Winehouse ölmüştü.
Öncelikle yazı yazmak aklıma bile gelmemişti. Ama haberleri ve bazı ünlülerin yorumlarını görünce, bu konuda yazmamayı bırakın yarını bekleyecek takatim bile kalmamıştı.
İlk olarak CNNTURK’ün haber sitesindeki haberi masumane okurken haberin sonunda verilen iki link beni birden sinirlendirdi.
Burada, daha ölümünün ardından 24 saat geçmeyen, dünyaca kabul görmüş bir sanatçının ölüm haberinin ardından, merhumu en küçük düşürücü haberlerin verilmesi, bana, CNNTURK’ün konuya bakışını açıkça göstermiş oldu. Herşeye rağmen bunun bir raslantı olduğunu düşünmek istedim ama bu linkler resmen haberin devamı niteliğindeydi.
Beni hayretler içinde bırakan yorum ise hiç beklemediğim bir yerden geldi. Yonca Evcimik, çocukluğumdan beri heyecanla izlediğim sanatçı, bence kendisinden hiç beklenmeyecek bir tavır sergiledi.
Bu durum yıllarını sanat için harcamış birine hiç yakışmadı. Kendisi bu söyleminin hala arkasında durarak “ibretlik” gibi söylemlerine devam etmekte. Ölüm nedeni ne olursa olsun bir kişinin ardından kötü konuşulması bence çok daha “ibretlik” bir durumdur. Sadece hayatın hala devam ettiğini ve insanın başına neler gelebileceğini asla aklından çıkarmaması gerektiğini düşündüğümü söylemek istiyorum.
Yaşananlar her ne olursa olsun 16 yaşında profesyonel müzik hayatına başlamış, 12 yıl gibi bir sürede 10′un üzerinde ödül almış ve uluslararası düzeyde üne sahip bir sanatçının hayatını yitirmesinin ardından sadece birazcık saygıyı hakkettiğini söylemek istiyorum.
Yazıma bir ekşisözlük yazarından alıntı ile son vermek istiyorum;
“bir insan kendi isteğiyle ölebilir, kaza sonucu ölebilir, bir “hiç” uğruna ölebilir.. ama ölen kişi ölmüştür, artık üzüntüler ona olan sevgiden ve bir daha göremeyecek olmadan dolayıdır. düşün ya düşün.. bir daha göremeyeceksin, dinleyemeyeceksin, o insanı bekleyen günlerin olmadığını anlayacaksın. o artık yoktur çünkü. tüm demek istediğim bu işte. ölüm ne olursa olsun ölümdür. ne sebepten olursa olsun. idrak edilmesini dilediğim, sadece ölüm bize kalan. işte hala bu gerçeği göz ardı edip tüm saçmalıklarıyla konuşan insanları gördükçe bizim gibi adamlara söyleyecek pek bir şey kalmıyor. sevenleri zaten iki kat acıda.. huzur içinde yatın ey güzel efsaneler..”
(nick dusunurken yazarligi kacirdim, 23.07.2011 21:56)
Bizde Bugün #BenTekim Dedik!
0
Bugün twitter da kendi açımdan bir ilk yaşadım. Ve bu ilk blog yazımdaysa bu konuya değinmek istedim. Melek Yargıcı’yı aranızda bilenler vardır. Bilmeyenler için eski manken, yeni modacı da denebilir. Daha detaylı bilgiye buradan ulaşabilirsiniz.
Konumuza dönecek olursak; Yargıcı’nın geçtiğimiz günlerde kameralara aşırı derecede alkollü bir şekilde yakalanması ve o anda “allah bir, ben tekim” vb. kelime grupları kullanarak dikkatleri üzerine çekmesinden sonra, bugün bir kaç arkadaş ile bu konuda twitterda hashtag kullanarak bir eylem gerçekleştirdik. Fikri ortaya atan @hassiktirnaber‘di. Ben, @hrn ve @falanca da bu konuda onu destekledik ve tweetler atmaya başladık.
Bunun üzerine inanılmaz ilgi gören bu konu hakkında birden tweetler yağmaya başladı.

14:50′da başlayan konu, 15:30 civarında Türkiye Trends sıralamasına 4. sıradan girdi. Sonrasında ise 2. sıraya yükseldi.
50 Dakika içinde #bentekim hashtag’i ile yüzlerce tweet atıldığını öğrenince inanamadım. Bu durum da bana “Sosyal Medya”nın ne kadar hızlı yayılım sağladığını bir kez daha göstermiş oldu. Ve bende bu durumu sizlerle paylaşmak istedim. Sizde bu konuda söyleyeceklerim var derseniz twitter da bu hashtag’i kullanabilirsiniz.





























